HERHANGİ BİR ZAMAN HİKAYELERİ 9

BÖLÜM 9


Merdivenlerden aşağıya hızla koştum. Avlunun kapısını büyük bir gürültüyle açmıştım beni fark eden ihtiyar gözlerini dikti ve sanki “neler oluyor?” dercesine yüzüme baktı. Ona ufaklığı görüp görmediğini sordum. Bana sanki birkaç saat önce yanımda görmemişçesine beraber orada oturmamışız gibi şaşırmış şekilde“ne ufaklığı ?” cevabını verdi. Ona bunu açıklayacak vaktim yoktu. Hızla bakkala doğru koştum ve oda görmediğini söyledi. Koşmak beni yormuştu , sanki kalbim yerinden çıkacak kadar hızlı atıyordu. Ellerimi dizlerime koyup kafamı öne eğdim zorla nefes alıyordum öylece biraz soluklandım. O sırada aklıma kilisenin önü geldi ve kasabanın merkezine doğru koşmaya başladım .Fakat gittiğimde kimse yoktu. Birilerine sordum ama gören olmamıştı.
Hem ruhsal hem de fiziksel olarak kalbim delinmiş gibi hissediyordum. Terliklerimi sürükleye sürükleye başım önde geri döndüm. Nereye kaybolmuştu küçük Marko ? Onu kim bilir nasıl korkutmuştum. Zavallı bunları hiç hak etmedi . Sabaha kadar aramak istiyorum eve getirip sıcak bir çorba yesin sıcacık uyusun istiyorum ama nerede? Lokantanın önüne geldiğimde ihtiyar ,garsonlara masaları temizletiyordu. Beni görür görmez hızlıca yanıma geldi. Bana iyi bir haber verecek sandım .Ama o benim canımı sıkan şu soruyu sordu. “Ne oluyor evlat ,nereye gittin öyle fişek gibi?”
“Akşam burada yemek yediğimiz çocuk …Haber vermeden gitmiş…Her yere baktım ama bulamadım.”

Gözlerimin içine öyle bir baktı ki ,şaşırdımı ,kızdımı,canımı sıkıldı anlamadım. “Bu akşam dan söz ediyorsun öyle değil mi?” dediğinde benimle dalgamı geçiyor acaba diye düşünmeden edemedim.
-“Evet…evet bu akşamdan söz ediyorum.”
“Kaç yaşlarındaydı bu çocuk?”
-“yedi.. yedi veya sekiz yaşlarında “
Şaşırmışçasına başını sağa sola salladı. “Evlat kusura bakma …Ben akşam senin yanında bir çocuk olduğunu fark etmedim “ dedi. Bunu söylediğinde bir anda ihtiyar lokantacıya olan saygım neredeyse bitmişti. Demek ki göründüğü kadar iyi kalpli ve müşterileriyle hoş sohbet bir adam değildi. Gelenden gidenden haberi bile olmayan sadece işletmesinin derdin de yemek satmaya uğraşan sıradan bir tüccardı. Bu söz beni ona karşı oldukça soğutmuştu. İyi akşamlar dileyip eve çıktığımda evde olmasını diledim ama geldiğimde hiç kimse yoktu.
 Yatağıma yattım ve yorganıma sıkıca sarıldım. Yarın kasabanın sokaklarını tek tek dolaşmam gerekse bile onu bulacaktım ve beni affetmesi için elimden geleni yapacaktım.
Güneş doğalı epey olmuş gibiydi .Bense sabaha kadar kabuslarla boğuşmuştum. Aynaya baktığımda göz altlarımın torbalandığını ve morardığını gördüm . Musluktan akan buz gibi suyu yüzüme çarptıkça sanki iyi geliyordu. O sırada arkada dün ona verdiğim pijamaları gördüm. Demek yarı ıslak kıyafetlerini giyip benim komik pijamalarımdan kurtulup gitmişti.
Hızlıca giyinip çıktım. Önce okula gittim ve her zaman ki yerime oturdum. Camdan bakıp durdum ama kimse yoktu. Aslında çok kalabalıktı ama aradığım orada değildi. Zaten hocanın anlattıklarını ne dinliyor nede anlıyordum. Ders şükür ki bitti ve bende kendimi dışarı attım. Kilise mezarlığına gittim , bakındım etrafta kimseler yoktu. Sonra şehre gelip giderken gördüğüm çocukların her zaman top oynadığı bir çayır vardı oraya kadar yürüdüm. Bir İtalyan sigarası yaktım ve yolun kenarından onları seyretmeye başladım . Marko aralarında yoktu. Gözlerim ; siyah sık dağınık saçları ve harika gamzeleri olan bu çocuğu arayıp durdu sokak sokak. Ama hiçbir yerde bulamadım… Güneş batmak üzereyken avludan içeri girdiğimde ayaklarım sızlıyordu. Kafamı kaldırıp balkonundan sardunyaların sarktığı , beyaz badanalı çiçeklerle süslü bu eve baktım. “Hayalim… Hayalimiz…”Yine başım dönmeye başlamıştı ve bu sefer sırtımdan soğuk terler boşalıyordu. Sanki avlu fırıldak gibi dönüyordu birazdan içinde ne varsa sağa sola saçılırcasına dönen bir fırıldak... Başımı tutuyordum, beynime sancılar giriyordu “ Yardım edin ! Ne olur yardım edin!!!..
Bu yardım feryadını ben mi ediyordum yoksa bir başkasımı algılayamadım.Bayılmışım...

Bölüm sonu 
Devamı gelecek

Yorumlar

Popüler Yayınlar