HERHANGİ BİR ZAMAN HİKAYELERİ 5
Bölüm 5
Gece harika bir uyku çekmiştim. Gözlerimi
araladığımda sararmış tavanı gördüm ilk olarak .”Günaydın yeni hayatım”… Bugün
yapılacak işleri düşünüp canımı sıktım. Üstelik doğru bir şekilde İtalyanca da
bilmiyordum . nasılsa buraya öğrenmeye gelmiştim ama bir an keşke İngiltere ye
isviçreye gitsem diye düşündüm. Daha fazla canımı sıkmadım bunun için …
Balkon kapısını güneşi, çiçekleri ve mis gibi havayı evimin
her köşesine doldurmak için iyice açtım. karşıdaki lokantada henüz yeni
açılıyordu.içeriye taze sebzeler ve ince tüllere sarılmış kuzu etleri
taşıyorlardı..Derin bir nefes çekip hemen mutfağa girdim kendime bir çay koydum
ve beklemeye başladım .. bugünün planını yapacaktım .okul alışveriş temizlik
derken “eski öğrencinin beni kimseyle tanıştırmadan gittiğini farkettim.
Demekki aceleden unutmuştu . ev sahiplerini bile tanımıyordum.ben bunları
düşünürken birden kapı çaldı..
Karşımda 60 lı yaşlarında kolları
yarıya kadar sıvalı elinde küçük bir tepsiyle ev sahibesi olduğunu anladığım
kadın duruyordu.” Buongiorno” (günaydın) .. işte şimdi çarpılmışa dönmüştüm
heyecandan “günaydın, good morning”gibi bir şeyler sıraladım. Ama asla aklıma “bonjor
madam sizede günaydın ben yeni kiracınız gibi şeyler demek hele hele bunları
İtalyanca söylemek gelmiyordu.”Derin bir nefes aldıktan sonra neyse ki tepsiyi
almak aklıma geldi ve aklımdan geçenleri söyleyebildim. Sonra anladım ki oda
çat pat Türkçe konuşabiliyor çünkü evinde yaklaşık 8 yıldır hep Türk öğrenciler
kalıyormuş. Kısa sohbetimiz bitti ve o merdivenleri inerken ben bir bardak portakal suyu ve mis gibi kokan
tereyağlı kruvasanı daha oracıkta mideme indirdim. Neredeyse 24 saattir açtım
ve bu insanların bu kadarcık şeyle nasıl doyduğuna hayret ediyordum. Neyse ki
çayım kaynadı ve ben artık ekmek arası peynirimi yiyebilirim.
Avludan çıkar çıkmaz ilk işim
lokantanın önündeki ihtiyara selam vermek oldu .Nedendir bilmiyorum bu ihtiyarı
daha dün görür görmez kanım ısınmıştı. Konuştuğu herkes istisnasız
gülüyordu.Belli ki sevilen biriydi. Hemen bakkaldan ufak tefek zerzevat alıp
aceleyle eve bırakmıştım. Dil okulum tam kasabanın merkezindeydi. Kolayca buldum
çan sesi yardımcı olmuştu ..
Kilise tam karşımdaydı.Ders
işlerken camdan kiliseye girip çıkanları görebiliyordum . Önündeki küçük su
havuzunun kenarında bir küçük çocuk oturuyordu.Büyük ihtimalle anne veya babasının
çıkmasını bekliyordu. Hocanın adımı söylemesiyle irkildim.Yine 15 dakika geçmiş
ve ben anlatılan hiçbir şeyi dinlememiştim. Bana “ sen duvar kenarına otur
istersen dikkatin dağılmasın 2 aydır sadece dışarıyı izliyorsun “dediğinde
kafama bıçak saplanmışçasına başım ağrımıştı.Ben 2 aydır burada mıydım ? O
kadar olmuşmuydu? 2 ay koskoca 2 ay .. Başımın ağrısı çoğalmıştı hemen kendimi
eve atmak istiyordum.Ben buraya ne için ve nasıl gelmiştim zaman nasıl bu kadar
hızlı geçiyordu. Anlam veremiyordum. Evdeki düzenime ve İtalya ya nasıl bu
kadar çabuk adapte olabilmiştim. Aylardır camdan bakıp ders dinlemiyorsam nasıl
bu kadar gelişebilmiştim?.
Allak bullak olmuştum. Bir sigara
yaktım ve düşünmeye başladım.Eski yeni ne varsa ..Konu konuyu açtı ve uyku
basmıştı iyice ama ne zaman gözlerimi kapasam kilisenin önündeki çocuk geliyordu
gözümün önüne.. Başını ellerinin arasına alışı masum duruşu kırmızı krem rengi
çizgili kazağıyla ..Simsiyah saçlarıyla tam bir afacanı andırıyordu.Ama beni asıl etkileyen gözlerinde ki derinlikti...
Bölüm sonu
Devamı gelecek



Yorumlar
Yorum Gönder